Koronavirüs pandemisinin ruh sağlığı üzerindeki etkileri...

Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, pandemi ve pandemi koşullarının ruh sağlığı üzerindeki etkilerine değindi.

Koronavirüs pandemisinin ruh sağlığı üzerindeki etkileri...
08 Ekim 2020 - 21:41

Pandemi sürecinde yaşanan belirsizliklerin bireylerde endişe ve kaygı bozukluğuna yol açabileceğini belirten uzmanlar, kaygının azaltılmasında kişinin sonuna kadar dinlenmesinin önemli olduğunu vurguluyor. Bu dönemde sorun yaşayan kişilere yaklaşımda dengeli tutumun önemine işaret eden uzmanlar, “Bazen yakınlar hastayı aşırı korumak ve kollamak isteyip kendilerine bir kurtarıcı rolü biçerler ki bu durumda hasta, bağımlı hale gelebilir ve hasta yakını tükenir” uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, yaşam kalitesini düşüren kaygı durumlarında profesyonel destek alınmasını tavsiye ediyor.

Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu’nun girişimi ile 1992 yılından bu yana her yıl 10 Ekim günü "Dünya Ruh Sağlığı Günü" olarak anılıyor ve ruh sağlığının önemine dikkat çekmek amaçlanıyor. Bu yılki tema ise “pandemi ve ruh sağlığı” olarak belirlendi. Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, pandemi ve pandemi koşullarının ruh sağlığı üzerindeki etkilerine değindi.

Dokunamamak ruh sağlığımızı etkiliyor
Fiziksel mesafe nedeniyle temasın çok aza indiği bugünlerde özellikle bireylerin sevdiklerini korumak amacıyla dokunamadıklarını hatırlatan Dr. Barış Önen Ünsalver, “Dokunmak oksitosin denilen bir maddeyi yükseltir. Oksitosin yükseldiğinde kişi rahatlamış ve güvende hisseder. Birbirimize sarılmak ve dokunmak istememizdeki sebeplerden biri farkında olmadan oksitosini yükseltme ihtiyacımızdır. Pandemi buna engel oluyor ve bir kesimde bu geri tepme etkisiyle insanların birbirlerine öncekinden daha fazla dokunma eğiliminde olması biçiminde bir davranışsal yansıma yapıyor. Bu da dokunulmaktan tedirgin olan kişilerle dokunmak isteyenler arasında kırgınlık ve huzursuzluklara sebep oluyor. Kişilerarası ilişkiler zedeleniyor. Bir kesim ise dokunmamayı başarsa da dokunma yoksunluğu gerginlik artışı ve özellikle toplum içinde ötekileri tehdit edici görme ve kolay öfkeli tepkiler göstermeye neden oluyor. Elbette yalnızlık hissi artıp bazı kişiler riskli olabilecek yakınlaşmalara yönelebiliyor” dedi.

Sağlık çalışanları tükenmişlik yaşıyor
Özellikle sağlık çalışanlarının bu konuda en çok etkilenen kesim oldığunu hatırlatan Dr. Barış Önen Ünsalver, “En zor durumda olan sağlık çalışanları. Çoğu tükenmişlik yaşıyor ve ne yazık ki bu tükenmişliği bireysel çabalarıyla gideremezler. Kurumların yapması gerekenler var, halkın yapması gerekenler var. Sağlık çalışanlarının COVID’e yakalanıp ölmesi durumunda bu meslek hastalığı statüsünde değil ve tek başına bu bile çalışanın motivasyonunu düşürüyor. Özlük hakları, ödemeler, nöbetler, personel sayısı, gibi birçok idari çözüm gerekli. Halka düşen ise sorumlu davranıp önlem almaları. Maske ve fiziksel mesafenin korunması gibi temel şeylerin bile yerine gelmemesi sağlıkçıların isyanını körüklüyor. Çalışanların alkışa değil, somut çözümlere ihtiyacı var” dedi.

Belirsizlik kaygıyı artırıyor
Pandemi sürecinde öfke duygusunun artmasında tüm bu faktörlerin etkisi olabileceğini kaydeden Dr. Barış Önen Ünsalver, “Ortada somut bir tehlike var. Bulaşıcı bir hastalık ve etmeni belirsiz bir biçimde ortalıkta dolanıyor. Bu belirsizlik öncelikle kaygıyı arttırıyor. İnsanlar herkesi ve her şeyi olası bir hastalık sebebi gibi görüyor. Bu da öfkeyi kolaylaştırıyor. Diyelim ki markette birinin maskesi çeneye inmiş. Bunu gören bir müşteri o maskeyi indiren kişiyi kendisine tehdit olarak algılayarak sertçe uyarıyor, bazen aşağılıyor, bağırıyor ve bunun sonucunda maskeyi yanlış takan kişi utanıyor ya da korkuyor ya da haksızlığa uğradığını
düşünüyor. Bunların sonucunda o da öfkeyle tepki gösteriyor ve sonuçta marketin ortasında bağırış çağırış ya da fiziksel tepkiler oluyor. Ölüm kaygımızla sürekli yüzleşiyoruz ve bu da öfkeyi kolaylaştırıyor. İnsanlar işlerini, statülerini, eğlencelerini, alışkanlıklarını kaybediyor ve bunların her biri hüzün ve öfkeye sebep oluyor” diye konuştu.

En iyi yardım kişiyi dinlemek ve empati yapmaktır
Bu dönemde ruhsal sorunlar yaşayan kişileri dinlemenin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Barış Önen Ünsalver, empati yapmanın da önemine işaret ederek şunları söyledi: “Bu kişiyi sadece yanında durup samimi bir şekilde dinlemek en iyi yardım olabilir. Kişiyi eleştirmeden, kendi hayatımızdan örnekler vermeden, soruna hızlı çözümler getirmeden sadece dinlemek. Ruhsal sorunu olan insanlar sizin sorun çözmenizi istemezler çoğunlukla, kabul görmek isterler, kendilerini ifade etmek isterler. Samimi bir şekilde dinlemek kişinin gözlerinin içine bakarak ve aralarda söylediklerini dinlediğimizi belli eden jest ve mimiklerle ya da konuşma bittiğinde ‘Of ne zor bir şey yaşamışsın’, ‘Anlıyorum uykuya dalman bu kadar zorsa sabah nasıl dinç kalkabilirsin ki’ gibi empati cümleleriyle olur. Empati acımak değildir. Okişinin neler yaşadığını hayal edip kendimizi onun yerine koymaktır.”

Hasta bağımlılığına dikkat
Yargılayıcı, reddeden, ders veren, kişinin duygularını değersizleştiren tutumların kişiyi uzaklaştırdığını belirten Dr. Barış Önen Ünsalver, “Ruhsal sıkıntı yaşayan bazı insanlar sürekli sorunlarından konuşmak ister ve fakat bu hem sorun yaşayan kişi hem de yakını için sorun yaratır. Sıkıntı yaşayan kişi sorununu devamlı dile getirdikçe kendisini çaresiz ve daha da mutsuz hissedebilir. Yakınları ise zamanla kişiye karşı öfke duymaya, kişiden sıkılmaya başlayabilir. Bazen de yakınlar hastayı aşırı korumak ve kollamak isteyip kendilerine bir kurtarıcı rolü biçerler ki bu durumda hasta, bağımlı hale gelebilir ve hasta yakını tükenir. Bu sebeple hastaların yakınları ruhsal sıkıntıları sürekli konuşmamalı ama ruhsal sıkıntıyı tümden de yok saymamalıdır” uyarısında bulundu.

Dr. Barış Önen Ünsalver, yaşanan kaygıyla başa çıkılamaması ve kişinin yaşam kalitesini etkilemesi durumunda uzman desteği alınması gerektiğini sözlerine ekledi.