Mide bulantısı deyip geçmeyin kalp krizi olabilir!

Kalp rahatsızlıkları yaşamı tehdit eden hastalıklar listesinde ilk sırada! İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi'nden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Sarıtaş, 'Diyabetli hastalar sinir uçlarındaki mikrobik olmayan iltihaplar nedeniyle kalp krizi anında ağrıyı pek hissetmeyebilirler' uyarısında bulundu. Prof. Dr. Sarıtaş, kalp krizinin belirtilerini ve kriz anında neler yapılması gerektiğini anlattı.

Günümüzde kalp krizi geçirme yaşı düştü. Genç yaşta kalp kaynaklı ölümlerde artış var. Modern hayatın olumsuz yönleri elbette bu durumu tetikliyor. Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, stres, sosyallikten uzak bir hayat, kalp krizine zemin hazırlıyor. Hipertansiyon, diyabet ve sigara gibi kötü alışkanlıklar da diğer faktörler olarak karşımıza çıkıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Sarıtaş hayat kurtaracak tavsiyeler verdi.

ÜZÜLDÜĞÜNÜZDE GÖĞSÜNÜZ SIKIŞIYORSA…

Kalbimiz hiç durmadan çalışan bir organımız. Diğer organlarda olduğu gibi, kalbimizin de bu görevini yapabilmesi için oksijenden ve besin maddelerinden zengin, temiz kana ihtiyacı var. İşte kalbimize temiz kanı temin eden bu atardamarlara ‘koroner arter’ ve bu atardamarların hastalığına ise koroner arter hastalığı denir. Koroner damarların sertleşmesi sonucunda ortaya çıkan koroner arter hastalığı, bu nedenle halk dilinde ‘damar sertliği’ olarak da bilinir. Yaşlı nüfusta daha sık olmakla birlikte özellikle obezite, diyabet, hipertansiyon, sigara gibi risk faktörleri olduğu takdirde, daha erken yaşlarda da görülebilir.

YOLDA YÜRÜRKEN BELİRTİ VERİR

Ülkemizde ve tüm dünyada en sık ölüm sebebi olarak karşımıza çıkar. Koroner arter hastalığında şikâyetler, darlığın yerleşim yeri ve darlığın derecesiyle yakından ilişkili olabilir. Bu hastalıkta ağrının çok tipik bir karakteristiği vardır. Genellikle istirahat esnasında ağrı yoktur. Yol yürümekle, merdiven çıkmakla, özellikle yokuş yukarı çıkmakla, ağır yemeklerle ya da stresle ve çeşitli duygu-durum bozukluklarıyla ortaya çıkar. Göğüste sıkışma ve baskı hissi tarzında olup, boyun, sırt ve kollara yansıyabilir. Ağrı genellikle istirahat etmeye başlayınca ya da tetikleyen faktör ortadan kalktıktan sonra geçer. Dilaltı ilaçlara iyi yanıt verir. Ağrı dışında çarpıntı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, yorgunluk, halsizlik, bacaklarda şişlik gibi diğer şikâyetler de eşlik edebilir.

SIRTTAN BOYUNA YAYILAN AĞRI OLABİLİR

Damar sertliği, kalp krizine yol açan en büyük nedendir. Buna yol açan sebeplerse kandaki total kolesterol ve LDL yüksekliğidir. Hastaların büyük bir çoğunluğunda kalp krizi esnasında göğüste şiddetli bir ağrı ortaya çıkar. Ağrı daha çok baskı tarzında olup genellikle sırt bölgesine, çeneye, boyuna ve sol kola yayılır. Bununla birlikte çoğunlukla ağrıya bulantı ve kusma da eşlik edebilir. Bu arada unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Şeker hastalarında oluşan sinir uçlarındaki mikrobik olmayan iltihaplar nedeniyle, diyabeti olan hastalar ağrıyı pek hissetmeyebilirler. Ayrıca özellikle kalbin sağ atardamarını ilgilendiren kalp krizleri bazen mide şikâyetleriyle karıştırılabilir. Aile hikâyesi olan hastalar da kalp krizine adaydırlar.

İLK 6 SAAT HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

Göğüs ağrısı hisseden ve kalp krizi geçirdiğini düşünen bir kişi önce acil olarak kendisini güvenli bir konuma almalıdır. Örneğin, direksiyon başındaysa hemen aracını kenara çekmelidir. Ayaktaysa oturabileceği bir pozisyona geçmelidir. Sonra da kendilerine yardım edebilecek etraflarındaki kişilere durumunu bildirmelidir. Eğer yakınında yardım edebilecek veya yardım isteyebilecek kişiler yoksa 112 acil hattını aramalıdır. Kalp atışlarında düzensizlik, hızlanma veya aşırı yavaşlama hissederse öksürerek ya da hafifçe ıkınarak kalp atışlarını düzene sokmaya ya da normalleşmesini sağlamaya çalışmadır.

Kalp krizinde dilaltı almak krizi önlemese de kan akışının artmasını sağlar. Kriz sırasında kalp kasının yeterli oksijen alamaması nedeniyle fonksiyonlarını yapamaz hale gelir. Süre uzadıkça kalp kası geri dönüşümsüz olarak fonksiyon kaybına uğramaya başlar. Hastanın kalp krizi sırasında hayatını kaybetmesinin en büyük nedeni, yeterli enerji alamayan kalbin ritminin bozulmasıdır.Kalp krizinin tanı ve tedavisindeki gecikme, istenmeyen sonuçları beraberinde getirir. Özellikle olaydan sonraki ilk 6 saat içinde yapılacak tedavi, kalp kası hücrelerinde oluşan hasarın geri döndürülmesi noktasında özellikle önemlidir.

DİYABETLİLERDE KORONER BYPASS İLK SEÇENEK

Kalp krizi tedavisinde hangi tedavi yönteminin uygulanacağına tamamen o hastanın özelliklerine göre karar verilir. Hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların (diyabet, KOAH vs.) varlığı, hastanın genel durumu, şok tablosunda olup olmadığı, kalp fonksiyonlarının ne oranda etkilendiği, göğüs ağrısından sonra kaçıncı saate hastaneye başvurduğu gibi çeşitli parametreler değerlendirilir.

Günümüzde kullanılan yöntemler arasında trombolitik uygulanması, balon ya da stent uygulanması ve koroner bypass ameliyatları sayılabilir. Genellikle bir damarda problem varsa ve yerleşim yeri itibarıyla uygunsa, balon ya da stent uygulanabilir. Ancak maalesef her darlık balon ya da stent için uygun bulunmayabilir. Balon ya da stendin uygun olmadığı hastalar ile çok damar hastalığı olan veya beraberinde diyabeti olan hastalarda koroner bypass ameliyatları ilk seçenek olarak tercih edilmelidir. Günümüzde koroner bypass ameliyatları çok düşük risklerle yapılabilmektedir. Özellikle yapılan istatistiklere göre, diyabeti olan hastalarda stent ile koroner bypass sonuçları karşılaştırıldığında koroner bypassın belirgin bir üstünlüğü bulunmaktadır.

Kalp krizinden nasıl korunabiliriz?

Kalp krizinden ve olumsuz etkilerinden korunmak için risk faktörü olan hastaların düzenli olarak kardiyolojik muayeneden geçmeleri oldukça önemlidir. Hastaların düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmaları, stresten uzak durmaları, sigarayı bırakmaları da önem arz etmektedir. Aşağıdaki öneriler uygulandığında, koroner arter hastalığı gelişiminde önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkan diyet faktörü ile risk azaltılabilir;

• Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmeli. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazla olduğundan, sıvı yağlar tercih edilmeli,

• Genel olarak sebze, meyve ve tahıl tüketilmeli.

• Kızartmalardan kaçınılmalı,

• Kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmeli,

• Yüksek tansiyon varsa kullanılan tuz azaltılmalı,

• Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolü fazla olan etlerden uzak durulmalı,

• Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine de dikkat edilmeli, yağı azaltılmış peynir, süt tercih edilmelidir.

prof. dr. bülent sarıtaş aydın Üniversitesi